İlişkişisizlik Üzerine Notlar Yazdır

Canlı cinsiyetsizdir.

 

Sosyo-kültürel olarak "toplumsal cinsiyet" normu, anatominin kodlamış olduğu "çift cinsiyet" yönergesinin devinimine entegredir. Bu tahakküm-kültüreldir, doğal değildir. Burada tahakküm-kültürün tuzak-alanına geçiş söz konusudur.

 

Her normalleştirme kendi karşıtını/anormalini doğrudan doğurur, barındırır. Doğal olan "belirlenemez" ve yaşam akışına göre spontan bir akis çizer. Ve bu süreğen bir değişkenliği imler. Sürekli-aynı/evrensel/genel bir davranış biçimi ya da cins(iyet) vs. çizmek canlı/insan özgürlüğüne aykırıdır.


Verili ve değişmez bir canlı sözde doğası da yoktur. Canlı/insan yaşamda karşılaşılan anlar dolayımlıdır. Parçalı bulutlu bir hava hâkimdir her şeyimizde. Minör analizler yapabiliriz. Bir biçim belirleyip bunu evrenselleştirerek bunun tahakkümünü doğurmak ve yeniden üretimini sağlamak dışında bir şey yapmamış oluruz.


 

Tutku, arzunun ilişkisel dağılımıdır. Ve bu dağılım dolayımında kalmış olan iz, bu hissi betimler. Karşılıklı ilişiklilik sonucudur.

 

Bir kişinin bir kişiye seksi, seks değildir. Ve aynı şekilde bir kişinin bir kişiye aşkı da aşk değildir. Ki aşk ve seks diye ayrıştırılabilecek bir şey yoktur ve tutku aşk , seks olarak ayrıştırılamayacak ama yanlış olarak öyle imlenen izleği kendinde gebe tutar/barındırır.

 

Bu minvalde bir anlatıyı yeniden okuyalım:

 

Ekho’nun Narkissos’la yatmak istemesi fakat vuku bulmayışı; Ekho’nun arzusunun giderilme çabası; fakat bu ilişkinin vuku bulmayışı sonucu Ekho’yu kendini sevme refleksine fırlatır: arzulananın elde edilemeyişi ile arzulayanın kendine dönmesi, arzulama olarak kendinde yansıtılması söz konusu olur.

 

Narkissos’un “suda kendini görüp aşık olması ve bunun tutku hali” Ekho’daki dolayımın ötekine yansı(tıl)ması/dönüşmesini imliyor. Ekho’nun Narkissos’a sözde aşkının canlandırılması.

 

Narkissos’un “suda gördüğü yüz” ün ona karşılık ver(e)memesi dolayısıyla bir şok hali. Ya da yüzün kendisinde olması ve kendisinin kendisine karşılık ver(e)memesi sonucu hem sudaki yansıması üzerinden bir halüsinasyon hem de bunda arzulama olarak diretme bir illüzyon durumunu vurgular.

 

Peki bu halüsinojen ve illüzyonik algı olumsuz bir bağlam mıdır?

 

 ''Bizler arzu edilenden ziyade arzulamaya aşığızdır.''

 

Nietzsche’nin bu “tespiti” tam da bunu imler. Arzunun kendine dönüşü yeniden-kodlanmışlığı bağıyla vuku bulur.

 

Arzulama/tutku olarak güç praksis olduğu ölçüde istençtir; istenç kodu yerinden eder.


Ekho’nun arzusu istencin(in) yerini alan kendi-kodladığı/sanrı arzudur. Kod-arzu istencin yok edilerek gücün azalmasını belirtir ve bu pasif-nihilistik akış, (doğal) arzu’yu yeniden-yerlileştirmiş (kodlamış) olarak tuzağ’ına almıştır.

 

İstenç olarak arzu ile kod-arzu arasındaki gerilimin ayırıcı öğesi "praksis"dir.



Bir başka çatlaktan yürüyelim:

 

Birinin ilişki sürecinde beraberliğini bırakıp yahut da karşılıklı anlaşma yoluyla bir başkasına gitme durumunun “görecesi” yine tutku bağlamına girer. Ve hemen bu çok eşlilik olarak kınanır bir biçimde bu kültür tarafından kodlanır. Ya da “doğrusu budur” olarak da karşı kodlanır. Bu göreceyi genelleştirmek bir hatadır. O kişilerin ilişkisinin ve hatta kişinin kendisinin kendi bağlamıdır.

 

Böyle baktığımızda zaten doğrudan kimsenin kimseye bir şey diyemeyeceği bir alanda yaşanmış olur ilişkiler. Dolayısıyla kimse onların yaşayış biçimine de bir şey “dememeli” dahi dile getirilemez kılınır. Yani mesele bir eşlilik meselesi değildir. "Eşlilik" gibi bir kategori utanç vericidir. Ve bu kültürel bir hezeyandır. Hissediyor musun, hissettiriyor musun, karşılıklı mı? O zaman zaten orada tutku vardır. İşin “sayısal” kısmı bu kültürün/tahakküm yumağının işidir.

 

Sinan Praksis

Bireylikler 20

 
< Önceki   Sonraki >